Avrupa Birliği’nin son genişleme raporunda Türkiye’nin adaylık süreci tekrar gündeme geldi. Ankara-Brüksel ilişkilerinde uzun süredir devam eden uzaklaşma, AB tarafından değerlendirildi. Türkiye, katılım müzakerelerinin sona ermesinin ardından raporda kırmızıyla işaretlenen tek aday ülke olarak yer aldı.
Raporda, Türkiye’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanlarında yaşanan ciddi gerilemeler nedeniyle adaylık sürecinin durdurulduğu vurgulandı. Bu durum, başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağını gösteriyor.
AB’nin yapmış olduğu bu değerlendirme, Türkiye’nin hem diplomatik hem de ekonomik olarak yeni bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, Türkiye’nin AB’ye uzaklaşması, yatırımcı güveninden dış ticaret akışına, Gümrük Birliği’nin geleceğinden finansal hareketliliğe kadar pek çok alanda etkisini gösterebilir.
SİYASETTEKİ GELİŞMELERİN ETKİSİ
Prof. Serap Durusoy, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkelerinde yaşanan aşınmanın, iç ekonomik dengelerde ve dış ekonomik ilişkilerde ciddi bir maliyet oluşturduğunu belirtti. Küresel ticaretin etkilendiği bu dönemde, AB’den gelen olumsuz değerlendirmenin Türkiye’nin dış ticaretini olumsuz etkileyeceğinin altını çizdi.
Dr. Murat Kubilay ise müzakerelerin başından beri iyi gitmeyeceğini ve durumun çeşitli olaylarla doğrulandığını belirtti. Piyasanın zaten Türkiye’nin AB avantajlarını beklemeyeceğini öne sürdü ve etkilerini şu şekilde sıraladı:
“AB üyeliği olmasa da, sanayi mallarındaki gümrük birliği ve diğer konular olumsuz etkiye sahip olabilir. AB ile güçlü ihracat ve ithalat ilişkileri kurulması zorlaşabilir. Finansal akımlar açısından üyelik olumlu olabilirdi, ancak uzun zamandır bu beklenti yok. Üyelik olmadığı için iş dünyasına belki bazı kolaylıklar sağlanabilir ancak, bu durum piyasaları ve ülkenin genel ekonomik durumunu etkileyebilir.”